Yazarlar
Anket

Duyum eşiği
Beyin ölümü gerçekleşti duygularımızın. Fişi çekip kendimizi bağışlama zamanı şimdi! Bağışlıyoruz kendimizi bir kabullenişe. Siz ne yaparsınız, hiç bilmiyorum...
Duyum eşiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. O eşiği aşan sesleri duyamazmışız. Mesela dünya dönerken çok büyük bir uğultu çıkarırmış ama duyma eşiğimizi aştığı için duyamazmışız. Onun gibi bir şey bu. Biz de onunla öyle anlık, öyle fevri, tavırlarımızda öyle sahtelikten uzak olduk ki, duyum eşiğini aşmış gibi yok sayılıp tam tersi ilan edildik hep... Bağırırken sessiz, susarken küfür edip çığlık atmışız gibi! Gerçekten seversek olduğumuz gibi kalmanın yanımıza kar kalacağını, insanların da kağıda dökülmemiş bir sözleşmeye uyar gibi bizi kabulleneceğini düşündük. Öyle olmadı. Ne kadar zaman geçerse geçsin, duygularımız gerçek olsun olmasın, sahtelikti, görsel duyarlılıklardı onların istediği. Kimse bizi olduğumuz gibi kabullenmek zorunda değildi. Bunu hiç bilemedik.
Evet melek değildik, hiç olmadık ama böyle kolay harcamayı biz sizden öğrendik. Yoksa çocukluğumuzda hediye edilen kumbaralara para atmayı bıraktığımızda yerine duyguları ve o duyguları yaşatan insanları biriktirmeyi iyi öğrenmiştik biz de. En az sizin kadar kalabalıkların içine hapsolmaya meyilliydik. Yoksa kim sadece kendi olabilmek için yalnızlığa tek gidiş bir bilet almak ister ki?
Tek yaptığımız içimizdeki gerçeği ayıplanır mı, kabul görür mü diye düşünmeden öylece ortaya dökmekti. Yine de bir parçasıydık bu toplumun. En yakınlarımızdan olsun onay görmeyi bekledik attığımız adımlarda. Tek istediğimiz, “Seni anlıyorum” demeleriydi. Geç de olsa anlıyoruz şimdi kimsenin bizi anlamasına ihtiyaç duymadığımızı ve özellikle en yakınlarımızın bizi daha az anladığını.
İçten içe bize yöneltilen kinlerden ve zihnin kağıtlarına özenle not edilen küçük hesaplardan uzun zamandır kaynayıp duruyordu bu yanardağ. Patladığında ağır yaralıydı, bir süre makineye bağlı yaşadı duygularımız. Her şeye rağmen yaşatmaya çalıştık. Kendimizi suçlayarak yaşatmaya çalıştık, karşı tarafı haklı çıkarmaya çalışarak hayatta tutmak istedik. Ama telafinin süresi sonsuz değildir, bir şeyleri kurtarabilmenin zamanı sınırlıdır, bazen ölüm gerçekten bir ihtimalidir kurtuluşun. Ben neredeyse yüz yıla yayılan nefretlerin içinden kendimi sıyırarak, kendimi sevdirmeye çalışmaktan vazgeçerek, o da büyük bir kaybın ardından hala egosuyla gözdağı verebilenlerin gidişine onay vererek çekti fişi. Mücadele etmiyoruz artık. Nefretinizi, çekip gidişinizi yaşayabilirsiniz maskelemeye gerek duymadan. Biz, dört duvar gibi üzerimize gelen bu gerçek yalnızlığımızda duygularımızın fişini çektik ve bağışladık kendimizi bir kabullenişe. Artık başka duygulara, başka bir anlayışa hayat vereceğiz, onlarda var olacağız. Siz ne yaparsınız, hiç bilmiyorum, önemsemiyorum...

Ahmet GÜREL
Av. Çiler Nazif...
Benal AKMAN
Berna BRIDGE
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Dr. Tuna YILMAZ
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Mehlika ÖKTEM
Meltem ONAY
Merve TIRAŞÇI
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
