Yazarlar
Anket
.jpg)
Dünden Bugüne …
Hoşçakal eski ben.
Ne kadar güçsüzdün hâlbuki. Sevmeye gerek duyardın her yalnız kaldığında. Müziği son ses açardın gecenin en sessiz anında. Karanlık bir koridordu senin için en büyük macera.
Ne kadar gerçektin hâlbuki. Bütün bu yalanın içinde ne kadar masum gözüküyordun. Sen kazanman gereken bir oyunun içindeydin ve kazanıyordun senaryonun gerektirdiği gibi.
Ne kadar cesurdun hâlbuki. Acıları içinde yaşardın bir de… Marifetmiş gibi! Yüzünü gülümsüyor gören herkes ne kadar çok takdir ederdi bu halini. Bütün acılara nasıl da göğüs germiştin kendince, en büyük acının bisikletten düşmek olduğunu sandığın o gece...
Ne kadar renkliydin hâlbuki. Rengârenk bir resme mutluluk katandın. Küçük heyecanların resim edildiği andın. Renklerin değerini anladığın günleri yaşardın. Siyah ile beyaza bile anlam katacak kadar güzel gülümserdin.
Neden kötü bakıyorsun bana. Elimde olmadan bıraktım seni. Farkına varamadan harcadım senelerce eski beni. Çaresizce geçirdim takvimleri, saymadan mevsimleri... Bugün bana bu hale geleceğimi söyledin de mi, kıymetini bilmeden harcadım o güzel günleri.
Kocaman adam oldum değil mi? Küçükken daha mı güzeldi sanki. Omuzlarım mı çökmüş benim? Sorumluluklar ağır geldi çok mu belli? Kuralların kuralsızlığı ile yaşadığım hayatın yerini, kendi vereceğim kesin kararlar belirleyecek değil mi?
Hangimiz özlemiyoruz ‘Ailemizi’
Geçmişi gelecekten ayıran en büyük fark; sorumluluklar. Hayatında seni kontrol eden bir insan varsa daha rahat. Kaç yaşına gelsen de geç yattığın için kızan, eve geç gelince çalkalanmış asitli içecek gibi patlayan, ama yeri geldi mi seni kendinden bile sakınan “Aile” denilen o kavram. Hangimizin gençliği onlara isyan ederek geçmedi ki? Bir gün onlardan uzaklaşabileceğimizi, bir gün onların sadece geri kalan hayatımızdaki tavsiyeler haline geleceğini nereden bilebilirdik ki? Şimdi hangimiz özlemiyoruz tüm sorumluluğu omuzlarımızdan almış bir aileyi?
Hep onlar gibi olmamak isteriz en çok kızdığımız anda. Tüm tepkimiz sertçe çarpılan bir oda kapısı olsa da. Kendimize göre kavgalarımız olur içimizde onlara karşı. En çok da kuralları evde sert esen bir baba söz konusuysa olur bu kavga. Kimi zaman onun kararlarına karşı çıkarız içimizden sessizce. Kimi zaman kulaklarımızı tıkarız tavsiyelerine. Yıllar geçip annenin babanın değerini anlasak bile, hep ufak bir pişmanlık oluşur gönülde, söylediği son sözün bile tavsiye olduğunu idrak ettiğimizde.
Baba’nın insan hayatındaki anlam gelişimiyle ilgili çok sevdiğim bir yazıyı alıntı yapmak istiyorum izninizle;
Yaşlara Göre İnsanların Hayatındaki “Baba” Kavramı
4 yaş = Babam her şeyi biliyor
5 yaş = Babam çok şey biliyor
6 yaş = Benim Babam senin Babandan daha çok şey biliyor
8 yaş = Babam her şeyi bildiğini sanıyor
10 yaş = Babam her şeyi bilmiyor
12 yaş = Babamın gençliğinde her şey çok farklıymış.
14 yaş = Aslında babam çocukluğunu hatırlayamayacak kadar yaşlı.
16 yaş = Babama kulak asma. O artık çağdışı.
21 yaş = Babam mı? Aman Allah’ım! O hiç bir işe yaramaz. Tam bir düşman gibi davranıyor!
25 yaş = Babam bu konuda biraz bilgi sahibidir ama o yaştaki bir insanın bir şeyler bilmesi çok doğal
30 yaş = Babamın fikirlerine danışmakta fayda var. O bu konularda çok deneyimlidir.
35 yaş = Babama sormadan hiçbir şey yapamam
40 yaş = Acaba Babam bu işin üstesinden nasıl gelirdi? Ne kadarda aklı başında bir insandı. Onu hiç takdir etmediğim için çok pişmanım
45 yaş = Niye beni dinlemiyorsun oğlum? Ben senin iyiliğin için söylüyorum.
Demem o ki, kıymet bilmek için hala geç değil. Hiçbir zaman unutmamak gerek onlar sayesinde bugünlere geldiğimizi. Unutturmamak gerek hala farkına varamayanlara aile denen o kutsal varlığın gerçeğini.
Ve sana gelince;
Hoşgeldin yeni ben.
Sana bir çift lafım var. Değişme sakın şimdiden. Gözlerin o günlerdeki gibi baksın. Saflığın o günlerdeki gibi belli etsin kendini tanıtırken. Aileni temsil et her şeyden önce. Senin için harcanan emeklere büyük bir saygın olsun. Söz konusu yaşamın oldu mu, utanacağın hiç bir şey olmasın geride.
Sen yine sert ol. Güçsüz gözükme. Saygı duyulacak bir işin parçası ol her şeyden önce. Hayat denilen bu zaman tünelinde sağlam bas ayaklarını yere, akrep ol yelkovan yerine. Aldın mı kalemi eline konuştur en iyi yaptığın gibi İzmir’ce. Aldın mı rüzgârı arkana es esebildiğince…

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
