Yazarlar
Anket

Uçmayı öğrenmek
Bir arıkuşu olmak, uçmak! Bir uçurtma kuyruğuna takılmak, ya da bir uçurtma olmak. Tabiat misali yaşamak, ışığı kovalamak, yıldızlara dokunabilmek...
Korkularımdan vazgeçtiğimde uçmaya karar vermiştim. Her fırsatta kanatlı, kanatsız yükseklere çıkıp kendimi seyrettim, kimi zaman ise yeryüzünü... Bir microlight kanadında gün batımına uçmuştum. Sonra kocaman bir amfi tiyatronun üzerinde... Gördüğüm güzellikleri paylaşmak için görüntülüyor, uçarken zamanı da donduruyordum böylelikle...
Uçmayı öğrendiğimde yaklaşık beş yaşındaydım. Zoraki öğle uykularımı uçarak değerlendirirdim. Anneannemin irili ufaklı fraktal desenli ağaç tavanının seyrine doyum olmazdı. Bazen bir atın üzerinde kılıcını savura savura dörtnala koşan bir şövalye olurdum. Bazen de bir prenses… En çok da çingene olmayı severdim. Ortada yakılmış bir ateş ve ben… Etrafında dans ederdim. Yukarıda olup biterdi her şey. Oradan hayallerinin ötesine uçmayı becerebilen bu kız çocuğunu da (kendimi) izlerdim.
Yıllar sonra teyzemin genç yaşta ve beklenmedik ölümüyle başka bir uçuş yolu daha öğrendim. O gün teyzeme çok da benzemeyen soğuk yüzü, beyazlara sarılmış yatarken, teyzem bir kelebek olmuş, üzerimizde uçmuştu. Gözyaşlarına boğulmuş aile fertlerinin her birinin yakınında telaşla, neşeyle uçuyordu teyzem. Ben de gülümsüyordum.
“Bazen tutamayız en çok değer verdiğimizi… Belki annemizi, belki ‘çocuk’ diye içimize çektiğimizi… Uçar gider avucumuzdan… Gücümüz yetmez…’’ diyor Sonerhan Önal.
Uçmayı seviyorsan, rüzgarı, yağmuru hatta düşmeyi de bilmeli insan. Kıyaslamalardan, korkulardan arınmalı. Dikeni batacak korkusuyla gülü koklamak yerine seyrine bakılır mı?
Hava yoluyla gitmişti çoğu zaman sevdiklerimiz bana göre. Göğe yükselmişlerdi. Tıpkı bir su damlasının buhar olması gibi… Uçmuşlardı, bulut olmuşlardı… Gökyüzünden seyirlerine devam ediyorlardı…
Uçmak; yol almaktı. Ortadan kaybolmak, bazen de çok çok sevinmek. Rüzgar ya da başka itici bir güçle kanatlı bir böcek gibi havada düşmeden durmak, yol almak... Havada yol almak… Bunu yapabildiğimizde göremediğimiz her şeyi gören gözlere, özgür ruhlara sahip olabiliyoruz.
Herkes uçmak ister. Uçmayı öğrenmek gerek galiba. Uçakları da seviyorum ben. İstediğim uçağa binip uçmak değil. Çok sevdiğim adamla, çok neşeli bir kız çocuğuyla uçmak istiyorum. Hatta şimdi yazarken uçabiliyorum. Kapat gözlerini… Yanında olmasa da yanındaymış gibi hissedebilirsin mutluluğu, uçarsan...
Efsaneye göre Hezarfen, Galata Köprüsü’nden uçtu Üsküdar’a. On bin metrede eğilip camdan bakıyor, bulutlara takılıyorum. Gerçekten uçabilmeyi dilerken, ertelemelerden vazgeçiyorum. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi, korkudan karnıma sancılar giriyor. Uçağın kapısı açılıyor. Atlıyorum… Düşüyorum... Düşerken arınıyorum. Rüzgarı hissetmek, ufalmış, küçücük kalmış yeryüzünü izliyorum. Paraşütümün sesini duymaz oluyorum. Gölgemi, korkumu geride bırakıyor, uçuyorum…
Bir kahve falında martı olup da uçabilir insan. Yeter ki korkmasın, yeter ki istesin. Paraşütle, balonla, uçakla, kanatla ya da sadece içindeki güçle, düşünceyle de uçabilir. Ben öyle yapıyorum.
İyi uçuşlar…

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
