Yazarlar
Anket

Tanzanya’dan davet var
Tanzanya’da yasemin kokuları arasında hiç dokunmadığım kültürlerle birlikteyim. 4 mevsim yeşillikler içerisinde maymunlar, babunlar ve bufalolara evsahipliği yapıyor. Filleri ve zürafa ailelerini geride bırakmak zor geliyor… Kulağımda bir Tanzanya şarkısı… ‘Tanganikaoootanganika…’
Güneşli ,güzel bir gün ve çok farklı bir coğrafya.Keşif başlıyor, yeşeren bir tohum gibi içim sevinçle doluyor.Afrika’nın orta doğusu okyanusun kıyısında meraklı bakışlar arasında pırıl pırıl bir günde tanışıyorum Tanzanya’yla. ’Tazmanya canavarı’ mı? O Avusturalya’da. Burası Madagaskar’ın üzerinde, Kenya’nın güneyinde bir ülke…
Tanganika ve Zengibar adlı iki bağımsız devletin birleşmesinden oluşmuş Tanzanya. Vasco de Gama, Hindistan’a yolculuk yaparken keşfetmiş.Mercan adaları,gölleri,tropik iklimi ve muson rüzgarları ile kabileler halinde yaşayan Tanzanyalılarla tanışıyorum.
Afrika’da zaman çok yavaş akar,insanların davranışları da ağır. Hemen öğretiyorlar Tanzanya saatini. Burada saat üçteki randevunuzun saat beşte gerçekleşeceğini önceden bilmeniz ve hazırlıklı olmanızda yarar var.
Oysa Darüsselam’daki balık pazarı büyük bir telaş içinde… Liman kentte balık satıcıları, aracılar, pazara gelen yerli halk ve elbette hiç alışık olmadıkları bir durum bir beyaz kadın ve boynunda kocaman fotoğraf makinesi. Poz vermekten hoşlanmıyor, sözleşmişçesine beni görünce yüzlerini kapatıyor ya da başlarını çeviriyorlar. Uzun bir yoldan sadece onlarla tanışmak ve görüntülemek için gelmiştim.Şimdi hayal kırıklığı, çaresizlik ile donup kalıyor, hiçbir şey yapamıyorum…
Özgür ruhlarının fotoğraf çekildiklerinde tutsak edildiğine inanıyorlar.Bunu yapmaya da hakkım olmadığını düşünüyorlar. Asıl amacımın onların ruhlarını tutsak etmek yerine ölümsüzleştirmek olduğunu gülümseyerek anlatıyor, zor da olsa ikna ediyorum.
Kimi yalnız,düşünceli bir balıkçı ağını örmekle meşgul,kimi okyanus balıklarını ederine satma endişesi içinde, kimiyse evlerine en uygun fiyatla alacakları yemekliklerinin peşinde. Kaygı dolu yüzlerle karşılaştığımda rengimiz farklı olsa da pazarlarımızın ne kadar benzer olduğunu düşünüyorum.
Akşam pazarı’nda kingfish, ahtapot, barakuda… Mezatın görüntülenmesi konusunda herkes ağız birliği etmişçesine bağırıyor bana. Swahili diline alışmam çok zaman almıyor. Kaçamak bir kare yakalayıp, sahile iniyorum. Okyanusta tekneler, teknelerin içinde yakalanmış okyanus balıkları ve en taze balıkları ilk kendileri için almaya çalışan kurnaz aracıların pazarlığı.
Çeşit çeşit meyve tezgahları da var. Ananas, mango, guava, hindistan cevizi, jackfruit, papaya, envai çeşit muz ve çarkıfelek meyvesi. Sonra genç bir kızın utangaç ama ‘beni fark et’ bakışıyla objektifim yön değiştiriyor. Kusursuz güzelliği karşısında kilitleniyor, suskun bakışmalarla görüntülüyorum.
Hemen yakınlarda el işi mask yapılan çok özel bir başka pazarı dolaşırken “Kızım ne yapıyorsunuz Tanzanya’da?” diye seslenen Afyonlu Ali amca ve eşi ile tanışmamız bir tesadüf olamaz diye düşünüyorum. Biraz sohbetten ve tavsiyelerini dinledikten sonra şaşkın ayrılıyoruz.
Yakın zamanda alışveriş için döneceğime söz verip, Mikumi’ye vahşi doğayla buluşmaya gidiyorum.Yol boyunca ‘hoşgeldin’ dercesine tek tek karşıma çıkan zürafalar,maymunlar ve sonra bir impala sürüsü içimde çoğalan mutluluğun,coşkunun,sevincin taşmasına neden oluyor. Mikumi Milli Parkı 3.230 km²'lik bir alanı kapsıyor. Parkın girişinde gördüğüm ve bende masal kitaplarından fırlamış hissi uyandıran o evden ayrılmak zor gelse de fillerin, timsahların, zebra ve zürafaların davetini kabul ediyorum.
Elimi uzatsam dokunacağım.Bu his az sonra başımı derde sokacak kadar güçlü.Bir fil tarafından kovalanıyorum.Hindistan ya da Tayland’a gidene kadar sabırlı olmaya karar veriyorum. Buffaloların çamur banyosunu izliyor, sessizliğin ortasında 2 adet aslanın 10 metre yakınlarına kadar sokuluyorum. Biraz ileride kahvaltılarından kalıntılara da rastlıyorum.
Uluguru Dağları'nın eteklerine kurulmuş Morogoro kenti yolunda avladıklarını satan Maasai Kabilesi ile karşılaşıyorum… Ortak bir dil bilmeden başta ürkerek anlaşıyoruz. Bunun sırrı ne ben de bilemiyorum. Malaryadan korunmak için kinin kaynattıklarını, nasıl avlandıklarını öğreniyorum.
Tanzanya’da yasemin kokuları arasında hiç dokunmadığım kültürlerle birlikteyim. 4 mevsim yeşillikler içerisinde maymunlar, babunlar ve bufalolara evsahipliği yapıyor. Filleri ve zürafa ailelerini geride bırakmak zor geliyor… Kulağımda bir Tanzanya şarkısı… ‘Tanganikaoootanganika…’ Mısır üzerinden yapacağım uçuş Kenya’ya taşınıyor… Yine tanıdık bir yüz. “Afyonlu amcaaa” diye bağırıyorum.
Şimdilerde sesini duyduğumda çok duygulandığım duasını aldığımda huzur bulduğum Afyonlu Ali Amca’dan öğrenecek çok şey var. o öğretilerini başucu rehberi yapmış, dünyayı dolaşmış, kimseyi ayırmamış. Çok uzaklarda çok başka kıtalarda yine karşılaşalım Ali amca…
Kim bilir belki Hindistan’da, belki Kenya’da …

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
