Yazarlar
Anket

Işık TEOMAN
700 Yıllık Açık Hava Müzesi: Cumalıkızık
700 Yıllık Açık Hava Müzesi: Cumalıkızık
Daracık sokakları, olağanüstü evleri, kapı tokmakları, sokak çeşmeleri ve odun ateşinde pişirilen ekşi mayalı nefis ekmeğiyle insanı bir zaman tünelinde yolculuğa çıkarıyor, Cumalıkız. 700 yıllık bu açık hava müzesinde gezerken bu şirin Osmanlı köyünün büyüsüne kapılmamak elde değil…
Bursa’nın koruma altına alınmış birkaç köyünden biri olan ve uluslararası örgütler tarafından da sahiplenilen Cumalıkızık, şehir merkezine on kilometre uzaklıkta. Fakat biz İzmir’den yola çıktığımız için uzun bir seyahatten sonra bu sıcak tarihi köye ulaşıyoruz. Yolda kahvaltı dışında pek mola vermediğimiz için sabah saat altıda başladığımız yolculuğumuzu saat 11 gibi Bursa merkezde sonlandırıyoruz. Kent merkezinde biraz vakit geçirip öğle yemeğinde çiğ börekler ile karnımızı doyurarak, on dakikalık kısa bir yolculuğun ardından Cumalıkız’a ulaşıyoruz. Aracımızı köyün girişinde bulunan otoparka bırakıyoruz. Köyün girişindeki mezarlıktan gelip gidenleri selamlayan yaklaşık 700 yaşındaki servi ağaçları insanın içini ürpertiyor. Adımınızı attığınız anda teknolojiden, sanayiden, asfalttan, betondan, kent gürültüsünden ve korna sesinden uzaklaşıyorsunuz. Bir anda 700 yıllık geçmişe sahip doğal bir köy yaşamının içine dalıyor insan…
Taş ile döşenmiş sokaklardan, gözlerini açıkta bırakan simsiyah giysiler içinde kadınlar gelip geçiyor. Başı örtülü minik kız acemilikten olacak; atkuyruğu başörtüsünün ardından sallanıp duruyor. Peşinden koşturan annesi, geriden gelen babası görmesin diye alelacele atkuyruğunu örtünün altına sıkıştırıyor. 10 yaşlarındaki minik kız ise olanların farkında bile değil. Onun gözü tarihi caminin önünde kuyruğunu sallayan sokak köpeğinde. Köyün sokaklarını karış karış gezen yerli turistler tarihi caminin önüne geldiğinde ayakkabılarını eline alıyor ve son olarak bu tarihi camide namazını kılıyor. Odun dumanı kokusunun hakim olduğu dar sokaklar tertemiz, ayakta kalan binalar bakımlı. Yıkılmaya yüz tutan sahipsiz yapılar ise kaderine terk edilmemiş. Bu yapıların önemli bir bölümünü koruma altına alacak olan proje yavaş ama emin adımlarla yürütülüyor.
Her kadın bir şeyler satıyor
Köyün girişine geldiğinizde meydana sıralanmış tezgahlardan fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusu genzinize doluyor. Kadınların pişirdiği gözlemelerden yayılan kokular ise tok insanda bile açlık hissi uyandırıyor. Tarihi meydanda görkemli bir şekilde boynunu göğe uzatan asırlık çınar ağacı ise gelen konukları karşılıyor. Köyün girişindeki tarihi mezarlık ise artık gömüye kapatılmış. 700 yıldan daha eski olduğu anlaşılan ve eski yazıların ağırlıkta olduğu mezar taşlarının sıralandığı gömü alanında mermer kullanımı yasaklanmış. Köyün girişinden, ara sokaklara kadar uzanan eski yapıların hemen hepsinin önünde kadınlar gelip gidenlere bir şeyler satmaya çalışıyor. Kimi odun ateşinde pişirdiği ekmeğini, kimi güneşte olgunlaşmaya bıraktığı rengarenk kavanozlara doldurduğu reçellerini, kimisi de dağlardan toplayıp kuruttuğu mis kokulu otları.
UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesine aday
Köy minibüsleri sürekli yolcu taşıyor. Minibüslerin biri geliyor, biri gidiyor. Özel araçlar ile gelenlerin sayısı da bir hayli fazla. Köyün içine girişi önlemek için okul ve hemen karşısındaki arsa otopark olarak kullanıma açılmış. Ancak bu yasağa köyde yaşayan vatandaşlar pek uymuyor. Fotoğraf çekmek isteğiniz özellikli bir tarihi binanın önüne park eden son model bir araç bu nostaljik dokuyla tezat bir görüntü oluşturuyor. Bu nedenle birçok binanın fotoğrafını çekmek mümkün olmuyor. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini oluşturan, bugün bile ev sahipliği yaptığı yaşamlarla hala nefes alan evler ve sokaklarıyla bu tarihi köy, tüm özgünlüğüyle günümüze taşınmış bir açık hava müzesi. Tarihi, doğal ve kültürel değerleriyle koruma altına alınan, UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesine aday olan bu 700 yıllık şirin Osmanlı köyü, sadece Türkiye’nin değil dünyanın da önemli bir kültür mirası.
Zamana karşı tüm doğal ve mimari yapısıyla adeta 700 yıl öncesinde zamanı durdurmuş olan köyde kadınlar önemli bir projeye el atmışlar. Cumalıkızık Kadınları Eğitim Dayanışma ve Kalkındırma Derneği olarak köyün girişinde yer alan dernek binasında, pansiyonculuk da yapıyorlar. Üstelik kahvaltı dahil geceliği sadece 30 lira, sudan ucuz. Dernek üyesi kadınlar gün boyunca gözleme, kahvaltı, ev ürünleri ve reçellerin satışını binanın önünde yapıyor. Tezgahta reçeller, mis gibi kokan cevizli ekmekler, erişteler, kurutulmuş otlar, tığ ile işlemiş elişleri alıcılarını buluyor. (Dernek Başkanı Şerife Uludağ
0 224 372 49 50)
Cumalıkızık’ın erkekleri nerede?
Meydandaki tezgahların başında sadece kadınlar var. Erkekler ise sanki yer yarılmış da yerin içine girmiş gibi. Çünkü köy meydanındaki kahvede oturanlar da ağırlıklı olarak ziyaretçiler. Kadınlar evlerinin avlularını sonuna kadar açmış, yerleştirdikleri küçük masa ve sandalyelerde ise ziyaretçilere gözleme ve benzeri yiyecekler sunuyorlar. Bu şirin köydeki her bir ev için artık kazanç kapısı olmuş ziyaretçiler. Evinin önünde tezgah açmayan kadın yok gibi. Sanırım o yıllarda güvenlik nedeniyle tüm evler birbirine çok yakın inşa edilmiş, bu yüzden de sokaklar çok dar. Hatta Cin Aralığı ismini verdikleri bir sokak var ki sanırım kilolu olanların o sokaktan geçmeleri olanaksız, hatta mümkün değil…
Evlerin pencereleri rengarenk ve ahşap, pek bozulmamış. Köyün bağlı olduğu belediye uluslararası örgütler ile işbirliği içinde. Ekonomik gücü yerinde olan vatandaşlar evlerini restore ediyor. Yine de pek çok ev bakımsızlık nedeniyle yıkılıp gitmiş. Bu durum insana bir hüzün veriyor. Çatıları karşılıklı olarak birbirlerine uzanan kırmızı kiremitli evler, bol pencereli yapıların birçoğunun sıvaları dökülmüş. Cumalıkızık köyünde kurulan dernek kalkınma için önemli girişimlerde bulunmuş. Hatta İngilizce broşür bile bastırmışlar ancak akşam karanlık çökene kadar dolaştığımız köyde tek bir yabancı turiste rastlayamıyoruz.
Bir anda sessizliğe bürünüyor
Gün boyu her sokağından birkaç kez geçtiğimiz Cumalıkızık Köyü, 700 yıl önce yapıldığı gibi ayakta duruyor, daracık sokaklarında kaldırım yok. Günümüzde bile araç trafiğinin bulunmadığı bir köyde 700 yıl önce yayalar için kaldırım yapmayı düşünecek değiller ya adamlar! Kış nedeniyle saat dört gibi gökyüzünün berrak mavisi yerini siyaha bırakırken, ovadan esen sıcak rüzgar da insanın içini üşüten bir havaya dönüşüyor. Tezgahlardaki ürünler, çoktan kadınlar tarafından büyük kovalara doldurulup evlere taşınıyor. Öğlen saatlerinde sokaklarında yüzlerce insanın yürüdüğü Cumalıkızık, bir anda ıssız bir sessizliğe bürünüyor. Sokak lambalarının yanmasıyla birlikte de tüm köyün üzerine karanlığın yanında bir de hüzün çöküyor. Saatler altıyı gösterdiğinde çoktan el ayak çekilmiş, eski yapıların pencerelerinden lambaların zayıf ışıkları sokağa yansıyor. Hızını arttıran rüzgara, görkemli gövdelerini usulca sallayan mezarlık servilerinin dansı eşlik ediyor. 700 yılın suskun tanıkları olan ahşap kapılara birer birer kilit vuruluyor, başlayacak olan yeni güne “merhaba” diyene kadar…
Gece sanki yaşam duruyor
Gün boyunca tezgahlarda aile bütçesine katkı koymaya çalışan kadınlar, eş ve çocuklarının sofralarını çoktan hazırladılar bile. Tabağa çalınan her bir çatal kaşık sesi duvarlara, avlulara yansıyor ve bu melodi sokaklara ve köy meydanına kadar taşınıyor. Cumalıkızık Köyü’nde saatler sekizi bulduğunda ise pencerelerden yansıyan ışıklar birer birer sönüyor. Ve bu sade yaşam 700 yıl önce nasıl başladıysa bugünde aynı şekilde devam ediyor. Tarihi bir dokuyla iç içe böylesi bir yaşamı özleyen, bir gün de olsa yaşamak isteyenlerin gideceği bir adres, Cumalıkızık Köyü. Dost canlısı, gelenek ve görenekleriyle şaşırtan bir yaşamın sürüp gittiği bu köyde bir an geliyor ki yaşamın durduğunu düşünüyor insan. Ama öyle de olsa bu tarihi köyde yaşayanlar, rant uğruna çalakalem yok edilen tarihi değerlere inat, köylerindeki özgün yapı ve yaşamın yaşatılması için var güçleriyle çalışıyor. Örnek alınacak bir yaşam… Çok uzak değil; orada bir köy var uzakta… O köy bizim köyümüzdür. Gitmeli, kalmalı ve onu hissederek yaşamalı… Çünkü o köy, 700 yıllık yaşayan bir tarih…
Tüm Yazıları
- Gölcük’te kar keyfi
- Kuş cenneti suya doydu…
- Anadolu’da özel bir köşe
- Karaçamlar Müzesi
- Yüreklerini bırakıp gittiler 19. Yüzyılın çağdaş kenti: Kayaköy
- Yazın da üşünür
- Akdağ’ın güzellikleri
- UNESCO dünya tarihi miras listesine aday
- Sisler bulvarı
- Düşlüyorum neden olmasın?
- 700 Yıllık Açık Hava Müzesi: Cumalıkızık
- Spil Dağı’ndan Bayındır Ovası’na
- Dodurgalar Keloğlan Mağarası’nı hiç duydunuz mu?
- Dünyanın fıstık deposu
- Kara Biga
- SAKIZLI YAŞAM
- Midilli bilirdim Lesvos çıktı…
- Altın aramak serbest, hamak kurmak yasak...
- Bir günde dört mevsim

Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
