Yazarlar
Anket

Atatürk ve çocuk
“Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız.
Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz.
Kendinizi ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.
Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!”
Mustafa Kemal Atatürk
17 Ekim 1922, Bursa, Çocuklara...
Atatürk’e göre çocuk eğitimi, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde önemle durulmalıdır. Atatürk’ün çocuklara yaklaşımı Avrupalı pedagogların görüşleri doğrultusunda olmuş, çocukları bir büyük insan olarak kabul etmiştir. Çocuklarla konuşmalarında onlara yaşlarının diliyle hitap ederken aynı zamanda onların his, istek ve düşüncelerini de göz önünde tutmuştur. Çocukların yanında içlerinden geldiği gibi konuşmalarına ve davranmalarına izin veren Atatürk bu davranışını arkadaşlarına şu şekilde ifade etmiştir: “Bugün bir hiç gibi gördüğün bu çocuk belki de yarının en büyük kahramanıdır. Onun için her kim olursa olsun, istediği şekilde konuşmakta serbesttir. Çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye teşvik etmelidir, böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı duymaya alıştırmalıyız.” Gerçekten de çocukların Atatürk’ün karşısında hiç çekinmeden, sıkılmadan içlerinden geldiği gibi konuştuklarını görmekteyiz. Atatürk çocuğu olmamasına rağmen, çocukları o kadar çok sevmiştir ki onlara, dünyanın ilk ve tek resmi çocuk bayramını armağan etmiştir. TBMM’nin açılışının birinci yıldönümünde Meclis çıkardığı bir yasa ile bu günü “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak ilan etmiştir. 1929 yılında bu tarih, Çocuk Haftası’nın da başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Böylece “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı”, uzun yıllardan beri uluslararası kutlanan dünyanın tek çocuk bayramı olur.
Atatürk’ün çocuklarla ilgili anılarına şöyle bir göz atalım. 15 Mayıs 1922 günü Ankara’da İzmir’in işgalini kınamak için bir İzmir gecesi düzenlenmişti. Millet bahçesinin ortasında ahşap tiyatro binasında muallim mektebi öğrencileri ve gençlerin katılımı ile bir piyes oynanır. Tiyatro salonu ağzına kadar dolmuştur. Gazi Mustafa Kemal Paşa da gelip ön sırada teklif edilen yere değil halkın ortasında bir yere oturur, öğretmen Enver Behnan (Şapolyo) Bey’de suflörlük yapıyordur. Piyes Vasıf (Çınar) Bey’in Mustafa Kemal Paşa’nın katılmasına teşekkürleri ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu tarafından İstiklal Marşı’nın çalınmasıyla başlar. İzmir Yurdu Marşı’nı lise öğrencileri okur. Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nde muhabir İzzet Ulvi Bey’in altı yaşındaki oğlu Gültekin’e sıra gelir. Sahneye onu Enver Behnan Bey getirir ve Gültekin, babasının yazmış olduğu ‘Hınç’ şiirini okur. Gültekin o kadar güzel, o kadar canlı okur ki, bütün salonun ısrarıyla şiiri bir daha okur. Gültekin’in bu heyecanlı şiiri o kadar çok alkışlanır ki sanki sahne yıkılacak gibi olur. Mustafa Kemal o kadar çok heyecanlanıp, duygulanmıştır ki hemen yanındakiler o derin bakışlı gözlerinde iki damla yaşın biriktiğini görürler. Vatanın üzüntüsünü dile getiren bu çocuk; dünyanın en metin ruhlu, çelik imanlı bu büyük kumandanını ağlatmıştır. Gece bittiği zaman Mustafa Kemal Gültekin’i yanına çağırarak sever. Sonra dayanamayarak, kendisine bir Mısırlı Prenses tarafından hediye edilen ve kullanmakta olduğu saati hediye eder.
Samsun’dan bir başka anıyı aktaralım. Samsun’da ilkokul öğrencisi olan bir çocuktan Çankaya’ya şöyle bir mektup gelir: “Çok Sevgili Gazi Babama; yurdumuzu şenlendiren, benliğimizi koruyan büyük kumandanın mübarek yüzünü görmek için bütün Türk yavrularının kalbinin çarptığını çok yakından bilirsiniz, değil mi? İşte bir küçük yavrunuz olan ben de bir gün olur elbette sizi görürüm diye düşünüyordum. Bu düşüncelerim gün geçtikçe artıyor, kalbimde yanan ateş yakıyordu. Bir gün vücudumda hafif bir kırgınlık duydum, yatağa yattım. Tam 15 gün hastalandım. Ümidim kesilmişti. Bir gün Samsun’a geleceğinizi haber verdiler, dünyalar kadar sevindim. Ne iyi ben de Gazi Babamı göreceğim diyordum. Fakat yataktan kalkamıyordum. O kadar üzülüyordum ki, Samsun’a geldiğini öğrendiğim dakika kendimde iyiliğe doğru bir hal gördüm. Bunun sizin muhabbetinizden geldiğine inanarak “Allahım dedim, eğer ben de yataktan kalkar ve iyi olursam dünyada yegane malım olan sevgili tayımı Aziz Babama armağan edeceğim” dedim. Ve günden güne iyileşerek büsbütün ayağa kalktım. Mektebime devama başladım. Şimdi bu adağı yerine getiriyorum. Bir küçük yavrunuzun candan kopan, gönlünden gelen bir hediyesini kabul etmenizi rica eder, ellerinizden öperim Sevgili Gazi.” Samsun İnönü Mektebi 5.ci sınıf öğrencisi 23 numaralı Bahri 14.12.1930 (Çankaya Köşkü-Atatürk Arşivi Kutu 87-4)
Atatürk, gözleri dolmuş, tebessüm etmişti. Genel Sekreterine şu emri verdi: “Samsun Valisi’ne bir yazı gönderin. Çocuğun hakkımdaki duygularına ve armağanına teşekkür ettiğimi bu değerli hediyesini yine kendisine bağışladığımı bildirin. Vali, çocuğun babasına bunu bizzat bildirsin.” Samsun Valiliği’ne gereken yazıldı. Bahri’ye de böylece teşekkür edildi.
Son anı ise, İzmir’den… Atatürk; 12 Nisan 1934 akşamı, İzmir’de İzmir Palas Salon ları2nda Hâkimiyeti Milliye Okulu’nun fakir çocukları yararına verilen baloyu şereflendirir. Öğrencilerden Ali isminde bir çocuk ortaya gelir, fakat heyecandan bocalar, konuşamaz derken küçük Ali coşar kendinden geçer. Kollarını ona doğru uzatarak içten gelen bir sesle: “Senin ismini andıkça, senin resmine baktıkça, seni karşımda görünce damarlarımda bir şeylerin kaynadığını duyuyorum. Ah! Seni doya doya öpmek istiyorum” diye haykırır. O zaman, Gazi de kollarını açar ve “Öyle ise gel öp” der. Ali koşar, boynuna atılır. Diğer çocuklar dururlar mı? “Biz de, biz de” diye bağrışarak koşar ve kucağına atılırlar. Öper ve öperler. Heyecandan, sevinçten herkes ağlar. Yaverler, Paşalar, Vali, hatta Atatürk’ün kendisi de.
Evet, belki yaptığı harplerin heyecanı, kazandığı zaferlerin sevinci belki onu ağlatmamıştır fakat bir avuç Türk yavrusunun içten gelen coşkunluğu onu sarsmış ve heyecanlandırmıştır. Gözlerine dolan yaşları zapt etmek için dudaklarını ısırır. Sonra heyecandan, titreyen bir sesle yanındakilere dönerek: “İşte benim neslim, bunlar” der.
- Buca Kültür Turizmi Çalıştayı
- Fransa ve Ermeniler
- Van Depremi ve İzmir
- Kadınlarımız siyasi hayatta ve Benal Nevzat
- Atatürk ve Din
- Atatürk ilk defa ne zaman ‘Cumhuriyet’ kelimesini ortaya atmıştır?
- 9 Eylül 1922 Ülkenin Kurtuluşu
- 26 Ağustos 1922 İzmir’e doğru
- Müderriszade-Faralyalı Ailesi
- Atatürk ve çocuk
- “Dünya Kadınlar Günü”nü nasıl kutlayalım…
- İzmir içinde saklı bir cennet “Kavacık”
- Buca Evleri ve bağları
- Dünya gözüyle Atatürk
- Anılarla Cumhuriyet’in kuruluşu
- 9 Eylül’e doğru
- Hatay’ın Anavatan’a kavuşması
- İzmir’de açık hava müzeleri kurulmalı
- Biz, Çevre Günü'nü kutlamayı hak ediyor muyuz?

Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
