• Ana Sayfa
  • Magazin
  • Teknoloji
  • Moda - Alışveriş
  • Güzellik
  • Mekan
  • Gezi
  • Ekonomi
  • Kültür-Sanat
  • Sağlık
  • Röportaj
  • Spor
  • Yaşam

Yazarlar

Ahmet GÜREL
Buca Kültür Turizmi Çalıştayı
Berna BRIDGE
Kadın olmak masallarda bile zor mu?
Beyza IŞIK
Sadece hatırla
Burakhan UYGAN
Boş oda
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Twitter Microsoft iş birliği i...
Çağnur ŞARMAN
İzmir, yıl 2022…
Ferda Ercan UYULAN
Batıl inançlar
Işık TEOMAN
Gölcük’te kar keyfi
Meltem ONAY
Tango ve Tutku
Necdet GONCAGÜL
Erkekler için bahane, kadınlar...
Özlem DEMİRCAN
Pisagor Üçgeni Samaslu’ymuş
«
»
Tüm Yazarlar
Mavi Piksel

Agamemnon Kaplıcaları

  • ''AGAMEMNON KAPLICALARI'' FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ
Fıçılarla evlere servis edilen şifalı suyun kaynağı kurtarılmayı bekliyor
İnsanlar yüzyıllarca hastalıklarının tedavisi için şamanlardan, büyücülerden, taş, toprak gibi maddelerden, dualardan, el sıvazlamalarından, bazı özel sulardan ve bazı insanların elinden şifa bulma amacı ile yüz sürmüşler, her türlü şarlatanlığa ve kandırılmaya açık olmuşlardır. Anadolu’da hocanın yıkandığı suyu kapışan, içen, yüzüne gözüne sürenlerin haberleriyle geçmişte ne denli sık karşılaştığımızı da unutmayalım...

Artık modern tıbbın yanında, bitkisel tedavi ve termal göz dolduruyor, insanların bu yöntemlere inancı sürekli artıyor... Hele termal suyun tedavi ve dinlendirici özelliğini keşfettikten sonra...

Hikayemiz MÖ 1200 yıllarında geçer...
Yer İzmir – Balçova... Dede Dağı’nın eteklerinde bulunan ovada birçok sıcak su çıkıyor ve hemen yanından akan bir derenin akarsuyuna karışıyor. Doğa, burada çevreye çok cömert davranmış.
Gerek akan dere gerekse de yüzeye kendi kendine çıkan sıcak sular yöreyi balçık haline getiriyor. Bugünkü Balçova’nın bilinen en eski ismi zaten ‘Balçıkova’dır. Yeşilin her tonunun görüneceği ovanın sonuna dikilen Dede Dağı’nın arka taraflarında bulunan Çatalkaya Dağı, yıllar evvel eski bir volkandı. Hala yer yer lav kalıntısı olduğu sanılan taşlaşmış ve donmuş siyah akıntılara rastlandığını dağcılar söylüyor. Civarda yakın olan bir volkanik dağın bulunması nedeniyle ortaya çıkan o günkü tipiyle ‘ılıca’ ilkel bir şekilde çamaşır ve yıkanma için kullanılıyormuş. Bir gün İnciraltı’nın sığ sularına bir sürü yelkenli tekneler yanaştı. Beyaz yelkenleri İzmir Körfezi’nin meltemi ile kıpırdarken, büyük sert taşlardan yapılmış çıpalarını dört gemici teknenin kıç tarafından denize bıraktı. Büyük bir gürültü ile denize düşen taş kısa zamanda kum zemine oturdu. Filonun başında bulunan komutan bugünkü adıyla Ata Tepe’ye (Dede Dağ) elini gözlerini siper edip baktı. Yanındaki kumandanlara, “İşte söyledikleri bataklık yer burası, o dağın eteklerine gideceğiz toplanın” dedi.

O zaman ki günü ve ayı bilmiyoruz, ayrıca o dönemde gün ve ay var mıydı, varsa da bilmiyoruz. Gelecekte çok ünlü olacak ve adından çok bahsettirecek ılıcanın etüv merkezinin temelleri atılmak üzereydi.

Evet, bir gün başlarında miğferleri, bellerinde kılıçları, ellerinde kalkanları olan bir sürü asker ve onların komutanları İnciraltı yoluyla Balçıkova’ya ayak basarlar. Askerler Truva Savaşı’ndan çıkmış, yara bere içinde ve dökülmüş bir vaziyettedir. Krallar kıralı bir başka deyimle de Çoban Kral Agamemnon, atının özengileri üstünde ayağa kalkarak yerden dumanlar tüten ovayı süzer, konaklayacak kuru bir yer bakınır. Ona daha Truva’dayken şifalı ve tedavi edici, Smyrna Balçıkova’da bulunan bir sıcak sudan bahsedilmiştir. Askerlerini tımar etmek ve onları tekrar savaşa sokmak için aradığı yer burasıdır.

Ama talihsiz bir kaza geçirir, ürken atından düşerek kendi hançeri ile yaralanır. O sırada bir gelecek bilicisi karşısına çıkar, ürken atının dizginlerinden tutar ve seslenir. “Kendini ve askerlerini bu sıcak çamura yatır, hiçbir şeyleri kalmaz. Bu çamurda, sıcak su da hikmet vardır” der.
Kendisine çamura yat diyen bu gelecek bilicisine hiddetlenen Kral Agamemnon’un küçük bir işaretiyle, hançerler sallanır ve gelecek bilicisi sıcak çamurun içine atılır. Adamcağız tanımamıştır Krallar Kralı Agamemnon’u, bu nedenle de cezalandırılmıştır. Birkaç gün sonra gelecek bilicisi tekrar Agamemnon’un konakladığı yerin önündedir. Kral Agamemnon yüksekçe bir yerde oturuyor ve etrafındaki komutanları ile konuşuyordur. Gelecek bilicisi tekrar seslenir: “Gel beni dinle kralım. Yat bu çamura, işte beni görüyorsun. Senin de hiçbir şeyin kalmayacak” der.

Adamı sapa sağlam tekrar karşısında gören Kral Agamemnon şaşırır ve askerlerine emrini verir. “Soyunun ve vücudunuzu bu çamurlar ile kaplayın” der. Çamura yatan askerler kısa sürede iyileşir, bunu gören Agamemnon da çamura yatar ve birkaç gün içinde iyileşir. Agamemnon, “Hemen buraya tedavi merkezi için binalar, kapalı hücreler, havuzlar yapın, bizim için iyi bir sağlık merkezi olacak burası. Ayrıca Tanrı Apollon için bir tapınak yapın, savaşta aldığınız düşman askerlerinin miğferlerini oraya asın” diye emir verir komutanlarına. İşte bunlar dünyanın ilk hastanesi olarak kabul ettiğimiz hastanenin ilk temel taşlarıdır. Doktoru ise doğa ve şifalı tanrısal sudur... Hastalara veya yaralılara bilgi verenler ise daha önce yaralanıp ya da hastalanıp bu sularda tedavi olan askerlerdir.

Bu şekilde Agamemnon Kaplıcaları’nın ilk hali, yani etüv merkezi ortaya çıktı. Şimdi kanıtlarımıza bir göz atalım ve Agamemnon Kaplıcaları neden dünyanın ilk hastanelerinden biriymiş anlayalım:

Belge 1:
1832 yılında yurdumuza dünyaca ünlü Fransız araştırmacı – yazar, tarihçi-bilim adamı ve ressam ‘Charles Texier’ beraberindeki heyetle gelmiştir. Fransız sefareti kanalıyla gelen bu heyetin gezilerine Sultan 2. Mahmut müsaade etmiş ve kendilerine her türlü kolaylığın gösterilmesi için bir de ferman vermiştir. Texier, yıllarca gezmiş ve ardından tarihe ışık tutacak izlenimlerini ve gravürlerini ‘Küçük Asya’ isimli üç ciltli kitap halinde 1863 yılında yayınlamıştır. Eserin ikinci cildinin 278. sayfasında Balçova Agamemnon Kaplıcaları için bu bilgiler veriliyor:
“Urla’nın garbında, denize uzanmış bir dil üzerinde, yeni tarz inşa edilmiş bir şato vardır. Buna ‘Sancak Kalesi’ ismi verirler. (Bugünkü İnciraltı’ndaki Yeni Kale’den bahsediliyor) Bu nokta eski Klazomanai ile Teos’un hududunu ayırır. Buraya ‘Memeler’ ismi verilen ve eteklerinde Agamemnon Kaplıcaları bulunan iki tepeli dağ hakimdir. Bizanslılardan kalma etüv binalarının kalıntıları halen görülüyor. Yüzeyde bu suların sıcaklığı 60 santigrat dereceyi geçer. Pek hoş olan bu sular bir küçük dere halinde, civarda bulunan bir çaya akar (Balçova Barajı’nın kurulu olduğu Ilıca Deresi veya Çakmak Suyu). Bu hamamların yanında Tanrı Apollon’a mahsus beyaz mermerden yapılmış bir mabet vardı. Ondan sonra da İzmir Körfezi gelir.”

Belge 2:
Fizyoterapi ve Asabiye Müteahsısı Dr. Rıza Reman’ın 1942 yılında yayınladığı ‘Şifalı suları kullanma ilmi’ adlı kitabında Agamemnon Kaplıcaları’na ait bölümün 397 – 491 sayfalarında yer alan yazının altıncı bendinde; “Kaplıcaların şöhreti pek eskidir. Homer ünlü ‘İlyada”sında yazar. Tarihçi, ‘Pihillastratos’un anlattıklarına bakılırsa, Kral Agamemnon savaştan sonra Balçova’ya gelerek bu şifalı suları kullanmıştır. ‘Meythe’ aynı savaşta yaralanan askerlere bu sularda yıkandıkları takdirde muaffakiyetlerinin mevcut olduğunu söylemiştir. O askerler bu kaynaklarda yıkanıp yaralarını iyi ettikten sonra katılıp kazandıkları savaşlarda zaptektikleri miğferleri aynı yerdeki ‘Apollon’ mabedine asmışlardır. Bu şöhretli mabedin yakınında olması dolayısıyla ‘Apollon’ banyoları da denmişse de daha çok ‘Agamemnon Balnea’ adı altında anılıyor.

Belge 3:
Anadolu tarihi coğrafyası yazarı Prof. W. M. Ramsay ifadeleri ise şöyledir: Klozamanai (Urla) ile Smyrna (İzmir) arasında sıcak su kaynakları vardı. Plastratos bunlardan Agamemnon Kaynakları diye söz eder. İzmir’e 40 statias ( Ölçü birimidir, 40 statias yaklaşık 7 km’ye denk gelir) mesafede bulunur. Aristides (Hatip ve İzmir’in geçirdiği büyük depremden sonra kentin imarı için Roma’ya kadar gidip şehri imar ettiren kişi) hastalandığı zaman MS 178’de buraya gidip tedavi olduğunu söylüyordu. İyonların sıcak su membaları bugün bile Agamemnon Kaplıcaları diye anılıyor.
Belgelere devam edersek;
1891 baskılı Aydın Vilayet Salnamesi: “Birçok hastalıklara iyi gelen bu banyolar, çevresindeki ‘Sancak Kale’nin etrafının bataklık olması nedeni ile havası gittikçe ağırlaşmış ve oturulmaz hale gelmiş. İzmir Valisi Rıfat Paşa tarafından Sancak Kalesi bataklığı kurutulmuş, havası düzene giren Agamemnon Kaplıcaları eski durumunu bulunca, Halil Rıfat Paşa tarafından Nafıa Vekaleti’ne yazı yazılarak Hamidiye Şirketi’ne vapurların yanaşabilmesi için kaplıcaya da yakın bir sahile iskele yapılması, iskeleden kaplıcaya kadar bir yol açılarak tramvay işletilmesi istenmiştir”.

13 Nisan 1891 tarihli İzmir’de çıkan Hizmet Gazetesi: “Kaplıca ile İzmir arasında gidiş gelişin kolaylaşması için kaplıcadan sahile kadar şose yol inşaatıyla, burada bir iskele vücuda getirilerek İzmir ile bu iskele arasında Şirket-i Hamidiye vapurlarının sefer yapmaları devletlü Valimiz Halil Rifat Paşa tarafından emir verilmiştir. Agamemnon Kaplıcaları’nın suyu Bursa Kaplıcaları’ndan daha üstün değer taşır.”
Resmi açılış töreni 22 Haziran 1891 Pazar günü yapılan Agamemnon Kaplıcaları’ndan 1897 tarihli Aydın İli Salnamesi’nde şöyle bahsedilir: “Kaplıcaların fenni faydaları anlaşılmaya başladıktan sonra, kaplıcalara ilgi daha da artmış ve bazı zenginler Agamemnon Kaplıcaları’ndan 60 okkalık fıçılarla getirdikleri sularla evlerinde banyo yapmaya başlamışlardır. Hatta doğum yapmakta zorluk çeken kadınların, bu suyla banyo yaptıktan sonra çok rahat doğum yaptıkları da anlatılmaktadır”.

Yıl 1960
İzmir Vilayeti Özel İdaresi Balçova Agamemnon Kaplıcaları’nı ele almış, köklü değişiklikler ve tamiratlar yapmıştır. Köşk imar edilmiş, kaplıcanın batısında 16 adet içinde banyosu, yatağı, sıcak suyu, balkonu bulunan moteller yapılmıştır. Ayrıca kaplıcaya yeni banyolar ilave edilmiştir.

Ancak bu dönemde tarihi bir hata işleniyor... Yıllardan beri görev yapan, devamlı soğuk ve sıcak akar suyu bulunan, kubbesinin Selçuklulara, içinin ise Romalılara ait olduğunu sandığımız (Sandığımız diyorum çünkü 1965 yılından 2010 yılına kadar 20 kez haberi yapmama rağmen açtırmaya muaffak olamadım) hamam, üstüne beton döküp toprak altına gömülüyor ve inanmayacaksınız ama 16 adet motelin fobseptik çukuru oluyor, bu tarihi hamamın içine kanazilasyon akıtılıyor.
Hemen aklınıza, “Madem bu hamamı açtıramadın içinin kanalizasyon çukuru olduğunu nasıl bildin” sorusu gelebilir... İşte cevabı; Balçova Agamemnon Kaplıcaları’nda hummalı bir faaliyet vardı. Bölgeye Termal Balçova Oteli yapılmış ayrıca Prenses Otel’in temeli atılmıştı. Otele demir taşıyan bir kamyonun tekerinin ağırlığından dolayı çöken yerin altında dehliz görüldü. Konu ile ilgilendiğimi bilen Balçova eski Belediye Başkanı Saim Katırcıoğlu, kamyonun açtığı çukurun benim aradığım hamama benzediğini iletti. Hemen gidip bir merdivenle içine indim ve çakmak ışığıyla tarihi ayıbı görmüş oldum. O sırada zamanın İzmir Valisi Hüseyin Öğütcen’in Agamemnon Kaplıcası’nda olması büyük bir tesadüftü ve Sayın Vali’ye içeride gördüklerimi ve bildiklerimi bir bir anlattım. 20 yıl önce üstüne beton dökülerek kapatılan hamam, bir kamyon tekeri ile gün yüzüne çıkmıştı. Kendisi bir haftaya kadar burasını açtıracağını ve gömülen tarihi çıkartacağını söyledi. Ama bu sözü verirken Sayın Öğütcen 2-3 gün içinde Kocaeli’ne vali olarak tayin edileceğini bilmiyordu.

Netice mi? Aynen eskisi gibi üstü kapandı ve alana bolca çam ağacı dikildi. Şimdi çamlar iki adam boyunu geçmiş durumda. Yer altına gömülü tarihi hamam ise hala kendini kurtaracak birini bekliyor.

Bu bilgiler ışığında 1963 yılına
geri dönelim...
Balçova, köy statüsünden çıkar ve belediye olur. İlk Belediye Başkanı Ercüment Uysal, gençliği ve enerjisiyle 13 sene içinde Balçova’ya klasik işler dışında bir otel, bir baraj, bir teleferik ve bir döner gazino kazandırır. Özel İdare Müdürlüğü’nden hudutları içinde bulunan Agamemnon Kaplıcaları’nı ve İnciraltı’nda bulunan bir plajı kiralar. Başkan Uysal, kaplıcalarda Balçova ile Narlıdere Yeniköy arasında bulunan köprünün ayağının 10 metre denize doğru istikametinde bir sıcak su kuyusu açılması için çalışma yaptırır. Bu çalışmalar sırasında yapılan kazıda beyaz mermer büst ile büstün kaidesi ortaya çıkar. İzmir Arkoloji Müzesi’ne teslim edilen büst, “Agamemnon kral sülalesinden bir prens” diye müze envanterine kaydedilir. Adı geçen büst bugün müze bodrumunda ışığa hasret bir şekilde bekliyor. Oysa 1965 yılında çıkan bu büst yeni ilçe için çok önemliydi, Balçova’nın ilk tarihi eseri bulunmuştu.

1964 yılı Mayıs ayında Balçova Belediyesi’nde göreve başladım ve amatör bir tarihçi olarak Agamemnon Kaplıcaları’nı araştırmayı görev edindim. Prof. Dr. Bilge Umar, Prof. Dr. Şadan Gökovalı ve şimdi ikisi de rahmetli olan iki müze müdürü konu ile ilgilendiler. Bu arada sürekli gezip Balçova’nın tarihi dokusunu ve eski evlerini fotoğraflarken bir kuyu bileziği dikkatimi çekti. Bu bir sütun başlığı idi ve içi oyulmuş kuyu bileziği yapılmıştı. Çektiğim fotoğrafları o zaman TRT’nin İzmir Bölge Müdürlüğü’nde görev yapan Şadan Gökovalı’ya götürdüm. Bakar bakmaz “İyon sütun başlığı Roma medeniyetine ait İsa’dan önce 10. yy ile 4. yy’a kadar bir zamanı kapsar, nereden buldun?” diye sordu.
Öyküyü kendisine anlattım. Yeraltında ki hamamdan ve bugüne kadar gelmiş yazıtlara göre Balçova’da olması gereken Apollon Tapınağı’nı aradığımı söyledim. Gökovalı, “Bu sütun başlarından 8 adet bulursan Apollon Tapınağı’nın Balçova’da olduğu kanıtlanır” dedi.

O bulduğum sütun başı bugün Balçova Belediyesi tarafından İnönü Caddesi’nin Balçova girişinde bir havuzun üstünde dekor olarak, rüzgara, sıcak ve soğuğa, suya karşı dirençsiz olarak duruyor. Yerini tespit ettiğim diğer 7 adet sütun başı veya onların kırılmış parçaları, 1982 yılında Balçova Belediyesi’nden ayrıldığım zamana kadar varlığını bazı evlerin bahçesinde sürdüyordu. Sonra ne oldu bilmiyorum.

Bildiğim şu...
Kurtarılmayı bekleyen bir tarih yatıyor Balçova’da, toprağın derinliklerinde... Bu çok özel konu İzmir Valisi Cahit Kıraç’ı, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nu, Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya ve Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur’u, bu ilçelerin kaymakamlarını, bölgede bulunan üniversiteyi, Termal Otel’i, Kaya İzmir Thermal & Convention Otel’i, Crowne Plaza’yı, ayrıca Balçova ve Narlıdere’nin tüm sivil toplum kuruluşları ile derneklerini, İzmir Ticaret Odası’nı, Ege Bölgesi Sanayi Odası’nı, İzmirliler Derneğini, Ege Genç İş Adamları Derneği’ni ve benzerlerini ilgilendirmiyor mu? Dilerim ki bu 21. haber bir takım üst düzey kişilerin ilgisini çeker ve yeraltında gömülü hamam gün yüzüne çıkarılır, bölgede ciddi kazı yapılır. Bu sayede de Balçova ve Narlıdere gerçek tarihi kimliğine kavuşur. Hatta belki de İzmir’in tarihine apayrı bir ışık tutabilir...

İzmirli Şefler Pınar Labneli lezzetlerle kazandı

IV. Uluslararası Altın Kep Aşçılar Yarışması sonuçlandı

İzmir-Bandırma hattı ve karlı bir gün

Mart sayımızda Türkiye’de yıllardır İhmal edilen tren yolcuğunun rahatlığını ve en güvenilir ulaşım biçimi olduğunu hatırlatmak ve ...

Doğal Yaşam’da “dev” parti

Türkiye’de doğan ilk fil olarak tarihe geçen İzmir’in doğum günü kutlaması dev bir partiye dönüştü.

Hava Kuvvetleri’nin gözdesi

Evrim Duyar; Airbrush (havalı püskürtme) tekniği ile 9. Ana Jet Üssü’ndeki uçakları, Türk Yıldızları’nı ve pilotların kasklarını b ...

Bu gençler AIESEC’le harikalar yaratıyor!

AIESEC İzmir, değişim ve gelişime açık tüm üniversiteli gençleri 22 Ekim’de düzenlenecek olan ‘AIESEC İzmir Tanışma Toplantısı Sem ...

Ölüm onu bekliyor, O sadece iş istiyor

34 yaşında. Kanser hastası. Hastalığın 4’üncü evresinde. Doktorları “Yapılacak bir şey yok” dese de, o ‘ÖLÜME’ direniyor.

‘Mutluluk Tadında’ eğitime destek

Özsüt ve TEGV işbirliğiyle gerçekleşen Mutluluk Tadında projesinden elde edilen gelirle 675 çocuğun eğitimine yatırım yapılacak

Damlaya damlaya

Konak İskelesi önündeki Tandoğan Gazete Büfesi Sahibi Murat Tandoğan, sizin vapura yetişmek üzere acele edip unuttuğunuz paralarl ...

Üniversiteler İZMİR'e hayat veriyor

Mutlu evlilik var mı?

“Evlilik fedakarlık ister” ya da “Evlilik emek ister” gibi sözler bize çok tanıdıktır

Akıllı Tahta’yla ‘Mili Eğitim’i geride bıraktı

Bayan muhtar, Milli Eğitim Bakanlığı'nın projesini iki yıl önce hayata geçirdi

İnternet bir bağımlılık mı?

Geçmişten günümüze baharın müjdecisi Nevruz

Trene yüklenen hayaller

Gezmeyi ve macerayı seven her insanın aklında bir yurtdışı seyahati olmuştur hep...

Film ve dizilerin yeni gözdesi “DENİZLİ”

Denizli dizi ve sinema sektörünün gerek konu gerekse mekan açısından gözdesi oldu.

Patronunuz kim biliyor musunuz?

İzmir içinde saklı bir cennet “Kavacık”

Yer gök mandalina

Eski evlerin veda mektubu ya da kurtulma çığlıkları

Farkında mısınız? Eski evlerimiz birer birer terkediyor bizi...

Tanrıların içkisi şarap

Nuh peygamber bir gün Ağrı Dağı’nın eteklerinde dolaşırken son derece neşeli bir keçi görür.

Deniz Kültürü Festivali görsel şölene dönüştü

Deniz Ticaret Odası (DTO) ve Deniz Kültürü Derneği tarafından İzmir’de düzenlenen 3. Uluslararası Deniz Kültürü Festivali renkli g ...

Alsancak Tren Garı 158 yaşında

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk demiryolunun başlangıç noktası olan Tarihi Alsancak Garı, İzmir’in simgelerinden biridir.

Üzüme balın zeytine yağın düştüğü gün

2600 yıllık gelenek Urla'da sürdürüldü. Bereket Günü Bağbozumu Şenliği bu yıl da çok renkliydi.

Kiklad tekneleri sefere hazırlanıyor

Sualtı ve karadan yürütülen kazılarda, Kiklad adlı Ege’nin en eski tekneleri ayağa kaldırılıyor.

Ege kurtuluşunu kutluyor

Sıradışı meslekler başınızı döndürecek

Doktor, Öğretmen, Avukat olmayı hayal eden gençlerin önüne yakın gelecekte Vücut Parçası İmalatçısı, İklim Değiştirme Uzmanı, Uzay ...

Urla’ya yeni kimlik: Slow Food

İzmir’in doğası ve tarihi değerleriyle eşsiz Yarımadası yavaş yavaş kabuğunu kırıyor, kapılarını dünyaya açıyor. Seferihisar’ın “Y ...

Seferihisar’da üreten minik eller

Türkiye’nin uluslararası “Cittaslow (sakin şehir)” örgütlenmesine üye ilk yerleşim birimi Seferihisar’da “Okullarda Sebze Bahçeler ...

Kedilerden sonra köpekler yarıştı

Karşıyaka Belediyesi, İzmir Veteriner Hekimler Odası işbirliği ile toplumda hayvan sevgisini arttırmak, sokak hayvanlarına sahip ç ...

 
© 2010 Tüm Hakları Saklıdır - Tel: 0232 482 31 22 Faks: 0232 446 47 97
  • Foto Galeri
  • Künye
  • İletişim