Gazeteciler kendi hakkını savunamıyor
Önce İzmir ardından Türkiye’de büyük bir değişime imza attı Atilla Sertel ve arkadaşları. İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nda seçimlerin ardından yaşanan yönetim değişikliklerinden sonra hızlı bir tempoda çalışmalar devam etti. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel, her platformda gazetecilerin sorunlarını gündeme getirip çözüm yollarının bulunması için girişimlerde bulundu. Türkiye’yi karış karış gezerek işini hakkıyla yapmaya çalışan gazetelere ve gazetecilere destek verdi. Tutuklu gazeteciler konusunda hiçbir şeyden çekinmeden doğru bildiğini söyledi. Gazetecilerin özgür yargılanmasını istedi. Kendi hataları nedeniyle güvenilirliğini kaybeden gazetelerin ve gazetecilerin yeniden ayağa kalkabilmesi için dik durmaları gerektiğine dikkat çekti. İşte Atilla Sertel ile gazetecilik üzerine yaptığımız sohbetin detayları;
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı olarak Türkiye’yi karış karış geziyorsunuz. Nasıl bir tablo görüyorsunuz Anadolu’da?
Mesleğin teknolojik açıdan gelişimi açısından bakıldığında son derece olumlu bir tablo var. Ama insan açısından bakıldığında geriye doğru bir gidiş var. Sendika hakkı yok. Gazeteci patronların sağladığı güvence yok. Çünkü artık gazeteci patron yok. Gazeteciler birçok hakkını kaybettiği gibi en sonunda yıpranma hakkını kaybetti. Sosyal haklarının olmaması nedeniyle kendilerini güvencede hissetmeyen gazeteciler işlerini kaybetmemek için kendi kendilerine sansür uygular hale geldi. Araştırmacı gazetecilik köreldi. Öyle hale geldi ki iktidarın ya da bir resmi kurumun yaptığı yolsuzluk görülmez oldu. ‘Nasıl olsa bu haber gazeteye girmez’ diye düşünen gazeteci haberleri görmemeye başladı. Yani haber körlüğü ortaya çıktı.
HAVUZLAR HABERCİLİĞİ ÖLDÜRÜYOR
Gazeteciler arasında rekabette kalktı, atlatma haberin neredeyse hiçbir önemi kalmadı. En büyük sıkıntılardan biri de aynı havuzdan beslenen gazeteler. Bir bakıyorsunuz başlıklar farklı ama haberler aynı. Yerel basın bunun dışında. Çünkü onlar yöresel haberlerine istedikleri biçimi verebiliyor. Ancak onların da büyük sıkıntısı var. Onlar da resmi ilanların kesilmesinden çok korkuyor. Bu yüzden kendi kendilerine oto sansür uygulayabiliyorlar. Valinin, belediye başkanlarının, zengin işadamlarının, ticaret odası başkanlarının tepkisini çekebilecek haberlerden uzak durabiliyorlar. Yani habercilik ve sosyal haklar açısından bakıldığında çok olumlu bir tablo çizmek mümkün değil. Ama her şeye rağmen gazeteciliğin geleceği açısından ve değişmesi açısından bakıldığında eğer doğru düzgün bir haber anlayışı, özellikle internet medyası üzerinde oturtulursa gelecek açısından olumlu görüyorum. Ayrıca insanlar artık habere her kanaldan ulaşabiliyor. Bu da renk ve çeşitlilik getiriyor.
YAZILI BASINA İNTERNET BASKISI
Ancak ne yazık ki yeni nesil haber ihtiyacını gazete okumaktan ziyade internet üzerinden, bilgisayar üzerinden, cep telefonu üzerinden gideriyor. Bu da gazetecilik açısından, baskılı medya açısından bir sorun. Bundan 15–20 sene sonra çok daha farklı bir medya sektörünün olacağını söyleyebilirim. O da bilgisayar üzerinden, internet üzerinden, telefonlar üzerinden yapılacak. Okuryazarlık oranında Türkiye’yi dünya ile karşılaştırdığımızda ben okuryazarlığı okuma yazma bilmekle eş değer görmüyorum. Okuryazarlık fiilen gazete, kitap okurluğuyla başlıyor. Dünyaya göre müthiş gerilerdeyiz o noktada. Nüfus 30-40 milyon iken 5 milyon olan toplam gazete tirajları, nüfus 70 milyona geldiğinde yine 5 milyonda duruyorsa burada bir sorun var demektir. Burada hem gazetelerin sorumlulukları var hem de yeni neslin haberleri internet medyasından takip etmesinin etkisi var.
Gazetecilerin görevi toplumun sorunlarını gündeme getirmek. Ancak gazeteciler daha kendi sorunlarını çözmekten uzak. Bu sorun nasıl çözülecek?
‘Terzi kendi söküğünü dikemez’ diye çok güzel bir cümle vardır, doğrudur da. Gazeteci aslında toplumun avukatlığına soyunuyor. Köylünün, işçinin, memurun, emeklinin, emekçinin herkesin hakkını savunuyor. Peki niye kendi hakkını savunmuyor? Niçin kendi hakları konusunda dik durmuyor? Bana kalırsa sosyal güvencesi olmadığından dolayı gazetecinin iş güvencesi sıkıntısı var. İş güvencesi olmayan gazeteci işsiz kalırım endişesiyle kendi hakkı ve hukuku konusunda fedakârlık yapıyor. Ancak bu doğru bir yaklaşım değil. Toplumun hakkını haberciliğinle savunuyorsun ama kendi hakkına gelince bunu yapmıyorsun. Bu noktada gazetecilerin iğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırması lazım. Bu sorunu cemiyet başkanları, sendika yöneticileri ya da kitle iletişim araçlarının başında bulunan insanlar çözemez. Gazeteciler kendi hakkı ve hukuku konusunda kararlı olmalı. 15-20 sene önce işten atılırız korkusuyla sendikadan istifa edenler 2 sene sonra yine işten atıldı. Şimdi burada asıl olan AB’den gelecek hak ve hukuk yerine gazetecilerin kendi hak ve hukuklarını savunup o hakkı alması gerekir.
İYİ GAZETECİ İŞSİZ KALMAZ
Biz bunun mücadelesini veriyoruz. Yetiyor mu yetmiyor! Söylemekle oluyor mu olmuyor! Bu konuda bir şey lazım yani kararlılık lazım o kararlılık var mı doğrusunu söylersem yok. Yani niye yok? Çünkü artık gazetecilik kolektif bir dayanışmanın içerisinde, bir bilinç içerisinde değil. Gemisini kurtaran kaptan. 80–100 bin lira alan gazeteci de var, asgari ücretle çalışan da. Her ikisi de gazeteci ama arada uçurum var. Şimdi tepedeki alttakinin sorunlarına çözüm bulmaya çalışmıyor. Alttakini hedefi de bir gün üste çıkabilmek. Bunu yapmaya çalışırken de aman işimi de kaybetmeyim diye endişe duyuyor. Bana göre iyi bir gazeteci asla işsiz kalmaz. Ama burada asıl bozulma mesleğin içinden gelen patronlar yerine gazeteciyi fabrika işçisiyle eş değer gören zihniyetin yönetimde olması. Gazetecilerin statüsünün farklı olması lazım, bunun için sendikal haklarının, sosyal haklarının, iş güvencesinin, basın özgürlüğünün olması lazım. Bunların da yasalarla düzenlenmesi lazım. Ama bir gerçek var ki önce istemek lazım. İstenmediği takdirde kimse sizin lehinize bir yasa çıkarmaz.
Gazeteler ekonomik açıdan birçok farklı kurum ya da kuruluşa mecbur iken özgür gazetecilik yapmak mümkün mü?
Basın İlan Kurumu’nun olmadığı illerde valiler, isterse bir gazetenin resmi ilanını kesebiliyor. Bırakın valiyi, valinin basın danışmanı kral oluyor. Öbür taraftan zaten Basın İlan Kurumu’nun getirdiği yaptırımlara uymak zorundasın. Diğer taraftan belediye başkanlarının size tavır alıp ilanı kesme ihtimalleri her zaman var. O yüzden gazeteler ve gazeteciler bu ilişkileri göz önünde bulundurmak zorunda kalıyor. Oralardan gelen haberler noktasına, virgülüne dokunulmadan yayınlanıyor. Bunu artık bazı şirketler de yapmaya başladı. Mesleki açıdan diğer bir sıkıntı da gazetecileri zor duruma düşüren meslektaş diyemeyeceğim tip saldırarak, tehdit ederek ilan almayı ilke haline getirmiş tiplerin yarattığı çirkin ve kötü tablonun yansımaları gerçekten bu işi namusuyla yapan insanlara oluyor. Ancak her şeye rağmen umutluyum. Ama bu tip olayları çözmek içinde çok mücadele etmek gerektiğine inanıyorum. Çok dik durmak lazım. Bun yaparken şişekleri üstüne çekiyorsun, seni de yamultmaya çalışıyorlar, seni de susturmaya çalışıyorlar, senin de dilini kesmeyi çalışıyorlar, seni de kendilerine uydurmaya çalışıyorlar. Burada müthiş bir mücadele lazım, bunu anlatmak lazım, işte bu tip yayın organlarının yani Ege Life gibi diğer dergiler gibi gazeteler gibi yayın organları da bunların bir aracı aslında.
...
Devamını Ege Life'ın Kasım sayısında bulabilirsiniz.
Ege Life'ın Kasım sayısı tüm Yaysat - Migros - Kipa ve D&R'larda bulunmaktadır.

