Fotoğrafta gerçek hayatı görüyorum
Gökyüzünde kirli bulutlar, havada ılık bir lodos: Kokusu tuz ve iyot... Bir restoranın toplantı bölümünde yüksekçe bir masada dizüstü bilgisayarımda internete bağlanmaya çalışırken beklediğim telefon geldi. Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Ege Bölge Temsilcisi başarılı foto muhabiri Kenan Çimen: “Çoşkun Aral’ı konuşmacı olarak geldiği Ekonomi Üniversitesi’nden öğretim görevlisi eski bir arkadaşı süpriz yapıp yemeğe götürmüş. Proğram altüst oldu. Beklemekten başka çaremiz yok. Olmazsa panel sonrası ayarlamaya çalışalım” dedi. Hüzünlü bir sonbahar fotoğrafı gibi gökyüzüne asılı duran pencereden ormana bakıp durdum. Başarısızlığın bu denli rahatsızlık verdiği kaç meslek var düşünüp durdum. Düşünürken kafatası kemiklerimin eridiğini hissettim. Çok koyu bir nesafe doldurdum acıya benzer bir yanı vardı... Çaresizce beklediğim yerden dışarı çıkarak yan tarafta bulanan otel binasındaki resepsiyona gidip Sayın Aral’ı beklediğimi söyledim ki tam bu sırada gazeteci bir arkadaşımız arkada taraftan seslendi. Dönüp merhabalaştıktan sonra beklemeye devam ettim yine. Böyle zamanlarda beklenen adamın boşluğunu orada başka birinin varlığıyla ya da sohbetiyle doldurmak hiç samimi gelmediğinden olmalı susmaya çalıştım...
Ben Murad bizimkiler nerde?
Aslında beklediğim Çoskun Aral saat 14:00’da konuşmacı olarak üniversitesi’de olması gerektiği için belki de boşuna bekliyordum otelde, dönmeyecekti. Tahmin ediyordum ama nedense orada öylece 14:00’a kadar beklemek istedim. Biran kapı alçıldı. Coşkun Aral olabilme ihtimalini düşünerek dönüp baktım. Temiz yüzlü bir bey, yanında güzel bir hanımefendi ile biran bakıştık kafa selamı verdikten sonra yanımdaki gazeteci ağabey ileriye atılarak merhabalaştı. “Ben Murad, hanımefendi de eşim Aslıhan.” Ben de bu sırada ayağa kalkarak merhabalaştım. Murad ve boynunda bir fotoğraf makinası, İstanbul’dan geliyor....Birden bire yaklaşık 6 ay önce rakı erbabı Aydın Boysan ile röportaj yapmak üzere gittiğimiz İstanbul’dan konuştuğum ama Mavi Marmara olaylarının yaşandığı günlerin yoğunluğu nedeniyle bir türlü konuşamadığım Pulitzer ödüllü Murad Sezer olduğunu anladım. Çok sevindim ancak bu teklifi yapmak doğru olur muydu? Müsait miydi gibi sorular sıra sıra geçti aklımdan.
“Hemen başlayalım”
“Merhaba Murad Bey, sizinle Haziran ayında İstanbul’da üç gün görüştük telefonla ama bir türlü ropörtaj yapamadık” dedim. Ardından bana tebessüm ederek “ İnanın olağanüstü yoğun bir dönemdi. Bu nedenle yapamadık. Kusura bakma istersen hemen yapalım zaman bulmuşken” dedi. Şaşkındım
İstanbul’da onca strese girdiğim ve sonunda hedefe ulaşamadan geri döndüğüm adam İzmir’e gelmiş ve kendisi hadi ropörtajı yapalım diyor. Dünyanın en prestijli basın ödüllerinden biri olan Pulitzer’i almış bu adamda beni şaşırtan başka birşey daha vardı. Beklenmeyen bu süprizin şaşkınlığından ziyade. Sade, ölçülü, güler yüzlü ama ciddiyeti asla elden bırakmayan bir ifadesi ve en çok da kibarlığı. Teşekkür ederek söyleşiye başlayalım dedim ama diğer yanda fotoğrafımızı kime rica etsek de çekse diye düşünürken gazeteci eşi olmanın refleksiyle Aslıhan Hanım “Fotoğraflarınızı da ben çekiyim ama imzamı isterim” dedi gülerek. Yağmurun havada asılı duran temizliğini içimize çekmek üzere ormanlık alan içindeki otelin yeşil fonuna doğru yöneldik.
Röportajın devamını Ege Life'in Ocak sayısında bulabilirsiniz.
Ege Life'ın Ocak sayısı tüm Yaysat - Migros - Kipa ve D&R'larda bulunmaktadır.

