Yazarlar
İzmir, Seattle gibi bir prodüksiyon merkezi olabilir
Konak Belediyesi ile bir projeye başlamıştık, üstelik İzmir için müthiş bir projeydi. Ama İzmir ruhu canlandı ve iş yine yarım kaldı. Su, şeker, un hepsi var ama helva yapamıyoruz. Sonra her yerde çalıştaylar düzenleyip, ‘neden böyleyiz’i konuşuyoruz. Böyleyiz, çünkü ‘aşağılık kompleksimiz’ var. İstanbullu olmak ve onlarla her şeyi yapmaya hazırız ama İzmirliler’in beraber bir şey yapması imkansız gibi. Oysa İzmir’i Türkiye’de müziğin arka bahçesi haline getirebiliriz. Hatta prodüksiyon anlamında Seattle örneği gibi bir prodüksiyon merkezi haline getirmek, bu işi İstanbul’dan İzmir’e taşımak inanın çok kolay. Sadece buna inanan 2-3 kişiye ihtiyacım var. Bu kadar da iddialıyım yani...
Müzikte samimiyet ve içtenlik çok önemlidir. Yaptığı şarkılarla bu samimiyeti insanlarla paylaşabilen bir bestekarın parçaları, yıllar geçse de asla unutulmaz. İskender Türsen’in şarkılarında da aranılan samimiyet ve içtenlik fazlasıyla var. İnanıyorum ki bugün Türsen’in “Tiryakinim, Kasım, Pencere ve Deliriyorum” şarkıları hala nasıl seviliyor ve dinleniyorsa yeni şarkıları da yarın aynı şekilde sevilecek. Hem söz yazarı hem de besteci kimliğiyle birçok ‘hit’ şarkıya imza atan İskender Türsen’le dile dolanan şarkılarının sırlarını, müziği ve yeni projelerini konuştuk.
Tual’in ilk albümünden bu yana geçen 13 yılda, söz ve müziğini yazdığın birçok şarkı hit oldu. Bunun sırrı nedir?
Şarkı yazarken bu düşünceyle yola çıkmıyorum. Önce şarkı ortaya çıkıyor ve bir süreliğine kenara bırakıyorum onu. Bir kaç gün sonra hatırlayıp çalabiliyorsam “tamam” deyip şarkıyla yavaş yavaş oynamaya başlıyorum. İnce işlerine giriştiğim şarkı “evet olabilir” onayı almıştır yani “hit” olabilir.
Yıllar geçtikçe ya Türkiye’de şarkıların kalitesi düşüyor ya da benim beğeni zevkim yükseliyor. Müziğe bakışımızın aynı olduğuna inandığım için soruyorum. Sence şarkıların söz-müzik bütünlüğü ya da genel olarak kalitesi mi düştü?
Kalitesi düştü yerine, “yönü değişti” demek belki daha doğru. Eskiden asıl önemli olan şarkının melodisiydi, şimdi ise ritim hakimiyetindeki “sound” daha önemli. Ama dediğin gibi bunun bir anlamda geriye gidiş olduğu da düşünülebilir. Bence sadece “sound” yerine “melodi ve sound” beraber yürüse çok daha iyi olacaktı. Her şeyin teknoloji ile yoğrulduğu bu ortamda duygusal bir şeyler beklemek artık hayal. Duygunun azaldığı yerde de iyi melodiler beklenemez çünkü müzik insan ruhunun dilidir.
Röportajın devamını Ege Life'in Aralık sayısında bulabilirsiniz.
Ege Life'ın Aralık sayısı tüm Yaysat - Migros - Kipa ve D&R'larda bulunmaktadır.


Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN