Yazarlar
Floransa ve Toskana Eylül’de bir başka güzel
Tatilimizi planlarken herkesin farklı beklentileri olur. Kimimiz deniz ve güneş gerisi boş derken, kimimiz ise tarihi yerleri ve müzeleri dolaşmak, galerileri tek tek gezmek ve konserleri takip etmek ister. Bazılarımız tatili gastronomi turu ile özdeşleştirip, farklı tatları güzel şaraplar eşliğinde keşfetmekten hoşlanır. Bazılarımız ise doğal güzellikleri keşfedip doğa ile iç içe olmaktan zevk alır. Kimimiz için ise tatil demek alışveriş demektir. Toskana ve Floransa’da bunların hepsini ve daha fazlasını bulmaya hazır olun.
Toskana gezimize bölgenin başkenti Floransa (Firenze)’dan başlıyoruz. Bir dönem İtalya İmparatorluğu’na başkentlik de yapan şehir adeta konsantre bir sanat müzesi gibidir. Floransa’nın gezilmeye değer yerleri o kadar küçük bir alana sıkışmıştır ki, şehir attığınız her adımda size ayrı bir hazine sunar. Rönesans’ın ortaya çıktığı şehir olan Floransa, ünlü Medici ailesine de ev sahipliği yapmıştır. Medici’ler de 4 asır boyunca sadece İtalya değil, tüm Avrupa tarihine de etki etmişlerdir. Tekstil ticareti ve arkasından bankacılık ile zenginleşen aile sayısız liderle beraber 3 Papa da çıkarmıştır. Son derece güçlü olan aile bir çok sanatçıyı destekleyerek, İtalyan sanatının ilerlemesinde önemli rol oynamıştır. 13.yy’dan 17yy.’a kadar devam eden İtalya’nın en önemli, zamanın en güçlü ve en zengin ailesi, 1743 yılında ailenin son mensubu Anne Maria Luisa de’ Medici’nin ölümü ile tüm servetini halka bırakarak sona ermiştir.
Floransa, en güzel yürüyerek gezilebilir. Şehri dolaşmaya başlanacak en güzel nokta elbette ki Signoria Meydanı’dır. Eşsiz bir açık hava heykel galerisi olan Piazza ve Palazzo Vecchio 14. yy’dan beri Floransa politikasının merkezi olmuştur. Palazzo’nun çanı parlamento için çaldığında halk burada toplanırdı. Meydanın ortasında 1565 yılında yapılmış Neptün Çeşmesi ve Neptün heykeli bulunur. Floransa Belediye Binasının da (Palazzo Vecchio) yer aldığı meydanın en ilgi çeken noktası Michelangelo’nun ünlü Davut (David) heykelinin kopyasıdır. Orjinali Accademia Müzesi’nde sergilenen eser Davut’un Golyat’a karşı zaferini ve Cumhuriyet’in tiranlığa karşı zaferini sembolize eder. İtalya’da meydan demek cafe ve restoran demek olduğu için hemen her meydanda durup bir kahve içebilirsiniz. Meydanın köşesinden Uffizi Galerisi’ne ulaşırsınız. I. Francesco’dan başlayarak dünyanın en eski galerisi olan bu mekan, Medicilerin sanat hazinelerini sergilemesi için kullanılmış. Tam anlamıyla dolaşmak için birkaç gün gerektiren galeriye ayıracak zamanınız sayılı ise en azından baş yapıtlar için birkaç saat ayırmanızda fayda var. Boticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” (1485), Ayağından Diken Çıkaran Çocuk heykeli, Michelangelo’nun “Kutsal Aile”si (1508), Tiziano’nun “Urbino Venüsü” (1538) belli başlı baş yapıtlardır.
Beni büyüleyen bu müzeden çıktıktan sonra zannediyorum bayanlara zaman ayırmakta fayda var. Meydandan ayrıldığınız andan itibaren etrafınızda lüks dünya markalarının mağazaları belirmeye başlar. Alışverişi sevmeseniz bile moda ve değerli antikaların merkezi olan Floransa pahalı ama karşı konulması güç bir yerdir. Deri ürünleri ve ayakkabı alışverişinde pazarlık yapma şansı bile bulabilirsiniz. Hollywood yıldızları bile Ferragamo gibi mağazalardan alışveriş yapmak için Floransa’ya gelirler. Ayrıca Gucci gibi dünya markalarına ev sahipliği yapan Floransa özellikle bayanlar için alışverişin Mekke’sidir. Bıraktığınız anda saatlerce mağazalardan çıkamayabilirler. Bu sebeple mağaza dolaşma saatlerini çok iyi planlayın.
Signoria Meydanı’nın köşesinden kuzeye doğru uzanan Via del Calzaio Caddesi sizi Floransa’nın merkezindeki muhteşem Santa Maria del Fiore (Duomo) Katedralinin bulunduğu meydana ulaştırır. İlk olarak akşam ziyaret etmekte fayda var. Tüm cephesi beyaz ve yeşil mermerler ile kaplı katedral gece ışıklar altında büyüleyici. Özellikle Rönesans mimarisinin sembolü olan Brunelleschi’nin eseri kubbe gerçekten inanılmaz. Döneminin en büyük kubbesi olan yapı hiç iskele kurulmadan yapılmış. 463 basamaktan kubbeye çıkarken dış kabuğu destekleyen keresteleri görebilirsiniz. Kubbeden Floransa’nın manzarası da son derece etkileyici. Dışarıdayken en büyük sorun ise tüm kiliseyi tam kadraja alacak açı bulma problemi. Ellerinde fotoğraf makinaları ile her deklanşöre basıştan sonra birkaç adım geriye giden ve en sonunda geri geri ara sokaklarda kaybolan turistler görürsünüz. Bu son derece ilginç duruma gülmeyin sizin de başınıza gelebilir.
Kubbe büyüklüğü ile Floransa’nın her şeyde ilk olma özelliğini yansıtır ve günümüzde bile şehrin en yüksek yapısıdır. Duomo’nun giriş kapısının tam karşısında ise Vaftizhane binası yer alır. Lorenzo Ghiberti’nin eseri büyüleyici kapısı ile vaftizhane tüm dünyaca tanınır. ante gibi bir çok ünlü Floransalı’nın vaftiz edildiği yapının kapıları 1401 yılında Floransa’nın vebadan kurtuluşunun şerefine ısmarlanmış. Ghiberti, Donotello ve Bruneleschi gibi yedi ünlü sanatçının katıldığı yarışma ile seçilmişti. Kuzey kapılarını 24 yılda tamamlayan Ghiberti, 1424’ten 1452’ye kadar doğu kapıları üzerinde çalıştı. Michelangelo bu kapılara “Cennet Kapısı” adını verdi. Orjinalleri Opera Müzesinde’dir. Vaftizhanenin tavanı da mutlaka ziyaret edilmeli.
Floransa şehri ortadan ikiye ayıran Arno nehrine ev sahipliği yapar. Nehrin üzerinde de sayısız köprü bulunur. Ponte Vecchio ise Floransa’nın en eski köprüsü. Üzerindeki dükkanları ile bu orijinal köprü mutlaka görülmeye değer.
Tüm şehri bir günde rahatlıkla yürüyerek her köşesine ulaşabilseniz bile en az 3 günü Floransa’da geçirmenizde fayda var. Ancak Toskana sadece Floransa değil. Bu sebeple özellikle Pisa, Siena ve San Gimignano’yu görmelisiniz. Süremiz sınırlı olduğu için Floransa’dan sonraki ilk durağımız San Gimignano.
Kuzey Avrupa’dan Roma’ya giden ana hac güzergahı üzerinde konumlanan kasaba çok önemli bir noktaydı. Hacılar bu etkileyici kasaba da kalırlarmış. Nüfusunun şimdikinin iki katı olduğu o zamanlarda, kasabanın serveti inanılmaz boyutlara ulaşmış. 1348’deki veba salgını ve hac güzergahının değiştirilmesi ile kasaba ekonomik bakımdan zayıflamış. Ama II. Dünya Savaşı’ndan sonra turizm ve şarap üretimi sayesinde tekrar ekonomik olarak güçlenmiş. San Gimignano, sahip olduğu sanat eserler, güzel restoranları ama özellikle de hiç zarar görmemiş Ortaçağ mimarisi ile görülmeye değer. Kasaba tamamen korunduğu için zamanda yolculuk yaptığınızı düşünebilirsiniz. Zaten güzel kuleleri ile tanınan kasaba, Toskana’nın en iyi korunmuş Ortaçağ kasabalarından biridir. Gene de orijinalinde 76 adet olan kulelerin sayısı bugün 14’e düşmüş. Bu özel penceresiz kuleler, sahiplerinin servetinin sembolü olarak yapılmış. Şarapları ile meşhur. Vernaccia di San Gimignano, 1966 yılında DOC tanımlamasına layık görülen ilk İtalyan beyaz şarabıdır. Kasabayı dolaştıktan sonra akşam yemeğinizi yemeden ve butik otellerinde bir gece konaklamadan ayrılmanızı tavsiye etmem. Özellikle akşam yemeğinde yöresel tatları tercih edin. İtalya sadece Pizza ülkesi olmadığını unutmayın. Benim tavsiyem mutlaka trifolati mantarı ve porcini mantarını deneyin. En iyi Toskana mantarları ise serttir ve tatları çok yoğundur. Maremma’daki dükkan ve pazarlarda Eylül’ün ortasından Kasım’ın sonuna kadar satılır. Porcini mantarını ise tüm yıl bulabilirsiniz. Ayrıca vakit bulup kasabanın hemen dışındaki doğa ile iç içe butik otellerde kalmanızı da şiddetle tavsiye ederim. Yemek yemek, İtalyanların en büyük tutkularından biridir, ılık Eylül akşamında dışarıda yemek yemek sizin için unutulmayacak bir anı olacak.
Dünyaca meşhur Toskana şarapları ise özellikle yemekler ile çok iyi gider. Brunello di Montalcino, Vino Nobile di Montepulciano ve Chianti gibi kırmızı şaraplar bölgenin iç kısımlarında, Toskana tepelerinde yetişen Sangiovese üzümleri ile yapılır. Chianti yedi ayrı bölgede üretilir ama en kaliteli şaraplar genellikle Classico ve Rufina’nın tepelik arazilerinden gelir. Daha güneyde üretilen Brunello’nun olgunlaşması gerekir ve pahalı olabilir ama Rosso di Montalcino’da değerli bir şaraptır. Ama hiç yanılmayacaksınız ve emin olun pahalı şaraplar genellikle çok kalitelidir. Beyaz şaraplar ise o kadar ilginç olmasa da Vernaccia di San Gimignano’yu deneyebilirsiniz. Toskana şarapları genellikle yıllanmadan içilir.
San Gimignano’dan sonra uğrayacağımız son büyük durak ise Siena şehri. Şehir, Piazza Del Campo’yu çevreleyen dar sokaklardan oluşur. Campo Meydanı yelpaze şekli ile tanınır. Yelpaze, Ortaçağ şehrinin yönetiminden sorumlu Dokuz Konseyi sembolize eden dokuz bölüm ayrılmış. Meydanın etrafındaki binalar, zenginlerin kamu binalarının yapımına katkıda bulunduğu 1260 ile 1348 arasındaki şehrin altın çağını simgeler. 1348’de şehir nüfusunun üçte birinin veba yüzünden ölmesiyle Siena zayıflamaya başlar. 200 yıl sonra Floransalıların zaferi ile sonuçlanan 18 aylık kuşatmada çok daha fazla sayıda insan ölür. Bu durum Siena’nın gelişmesini engelleyerek şehrin Ortaçağ görünümünü korumasını sağlar.
Siena Duomosu mutlaka görülmeli. İtalya’nın en görkemli katedrallerinden biri olan Duomo (1136 – 1382), Alpler’in güneyinde tamamen Gotik tarzda tasarlanmış birkaç kiliseden birisidir. Meydandaki gotik belediye sarayı (Palazzo Pubblico) 102 m.’lik çan kulesi ile İtalya’nın ikinci en yüksek ortaçağ kulesini sahiptir. Siena’nın olmazsa olmazı ise meydandaki kafelerdir. Meydan çevresi ve meydanın kendisi 12 ay sürekli kalabalıktır.
Toskana özellikle Boticelli’nin baharı betimlediği Primavera adlı eserindeki gibi çayırlarının çiçeklerle donandığı mayıs ayında çok güzeldir. Kestane ve kayın ağaçlarının kırmızı ve altın rengine büründüğü sonbaharda da aynı derece de muhteşemdir. Sıcaktan ve kalabalıktan kaçabileceğiniz en iyi aylar Mayıs, Eylül ve Ekim’dir. Bayram tatilini henüz planlamamış olanlar için Toskana ve Floransa biçilmiş kaftan. Sakın kaçırmayın.


Ahmet GÜREL
Berna BRIDGE
Beyza IŞIK
Burakhan UYGAN
Cemre GÜMRÜKÇÜ
Çağnur ŞARMAN
Ferda Ercan UYULAN
Işık TEOMAN
Meltem ONAY
Necdet GONCAGÜL
Özlem DEMİRCAN
Arda BESET